PROF DR. Mehmet TOMANBAY
Köşe Yazarı
PROF DR. Mehmet TOMANBAY
 

GÜNEŞİN GİZEMLİ BAHÇESİ

Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY İnsanoğlu dünya üzerindeki şu kısa yaşantısını rahat ve gönenç (refah) içinde yaşamak ister. Gönenç içinde yaşamak ise dünya üzerindeki nimetlerden daha fazla yararlanmakla, her geçen gün daha fazlasını tüketmekle olanaklıdır. Eğer bir insan her geçen gün daha fazla et ve süt tüketebiliyor, daha uzun süre tatil yapabiliyor, daha iyi okullarda eğitim alabiliyor, daha iyi sağlık kuruluşlarında tedavi olabiliyorsa önceki yaşamına göre gönencini artırıyor, daha iyi yaşam koşullarına ulaşıyor demektir. Dünya kurulduğu günden beri de insanoğlunun yaşam mücadelesinin özü gönencini arttırma mücadelesidir.           Gönencin artabilmesi için ise mal ve hizmet üretebilmek ve her geçen gün de bu üretimi arttırmak gereklidir. Yeterli üretim olmadan gönenç artmaz. Üretim ise zor ve maliyetli bir iştir. Üretim için pek çok hammadde ve girdiye gerek vardır. Girdiler içinde de en gerekli olanı enerjidir. Enerji olmadan fabrikalar ve makineler çalıştırılamaz, ulaşım sağlanamaz, kısacası üretim yapılamaz. Nasıl insanoğlu kan olmadan yaşayamazsa bir ülke ekonomisi de enerji olmadan mal ve hizmet üretemez. Bu nedenle toplumlar üretim yapabilmek için öncelikle yeterli ve ucuz enerjiye sahip olmalıdırlar. Bu noktada karşımıza bir başka önemli sorun çıkar: Üretim için gerekli olan enerjiyi elde edeceğimiz kaynaklar dünya üzerine dengeli dağılmamıştır. Zurnanın zırt dediği yer de burasıdır. Kaynakların dengesiz dağılımı bu kaynaklar üzerinde kontrol sağlama mücadelesine yol açmıştır. Günümüz enerji üretiminin ana kaynağı petrol ve doğalgazdır. Ortadoğu bölgesi de bu kaynakların dünya üzerinde en bol bulunduğu bölgedir. Bu nedenle Ortadoğu’yu kana bulayan bütün çatışmaların altında bu enerji mücadelesi yatar. Ortadoğu’da kontrolü sağlayan ülke ya da ülkeler enerji güvenliklerini, dolayısıyla da toplumlarının gönençlerini büyük ölçüde garantiye almış olmaktadırlar. İşte bu nedenle kavga büyük ve kanlıdır.           Peki, bu kanlı ve büyük mücadeleyi önlemenin yolu yok mudur? Kuşkusuz her sorunun bir çözümü vardır. Çözüm; petrol ve doğalgaza alternatif yeni enerji kaynakları bularak ülkelerin petrol ve doğalgaz bağımlılıklarını azaltmaktır. Bu yönde de dünya üzerinde gelişen teknolojilerin de yardımıyla günümüzde birçok alternatif enerji kaynağı ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu yeni kaynakların büyük kısmı yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Rüzgar, güneş, jeo-termal gibi kaynaklar günümüzde hızla yaygınlaşmaya başlayan yenilenebilir enerji kaynaklarının en başta gelenleridir. Bu kaynaklardan özellikle güneş enerjisi ise günümüzde hızla gelişen teknolojisi, verimlilik ve üretimiyle Türkiye açısından büyük öneme sahiptir.           Yeryüzünde yaşamın başlamasıyla birlikte güneş en önemli enerji kaynağı olmuştur. Dünya üzerinde uygarlıklar binlerce yıldır güneşe dayalı olarak kurulmuş, tarımsal faaliyetler güneş enerjisinin azlığı ya da çokluğuna göre belirlenmiş, barınma ve ısınma gereksinimleri hep güneşten yararlanılarak karşılanmıştır. İnsanoğlu binlerce yıllık deneyimi sonucunda güneş enerjisini kullanmayı öğrenmiş ve evrensel bir güneş kültürü oluşturulmuştur. Ancak son yüzyıllarda petrol, kömür gibi fosil yakıtların devreye girmesi, nükleer enerjinin geliştirilmesi gibi nedenlerle binlerce yıllık birikime sahip olan güneş kültürü unutulmuş ve güneşten yeterince yararlanılmamıştır.           Ancak son on yıllarda fosil yakıtların yarattığı çevre sorunlarının dünyayı tehdit eder düzeye gelmesi, her ülkede yeterince bulunmaması, maliyetli olması ve büyük çatışmalara yol açması gibi nedenlerle yenilenebilir enerji kaynağı olarak güneş yeniden ciddi bir enerji seçeneği olarak gündeme gelmiştir. Güneş enerjisinden yararlanmak için gerekli teknoloji hızla geliştirilmeye ve ekonomik hale getirilmeye çalışılmaktadır. Bugün birçok ülkede güneşe dayalı enerji üretimi hızla artmaktadır. Binlerce yılın Güneş Kültürü yeniden keşfedilmeye başlanmıştır. Güneş ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı teknolojik olarak gelişip ekonomikleştikçe petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtlara bağımlılık azalacaktır. Böylelikle de dünyanın başına musallat olan ve kana bulayan petrolü kontrol etme mücadelesi azalmaya başlayacaktır. Özellikle güneş enerjisini depolama ve kullanıma sunma teknolojisi geliştikçe ve bu sonsuz enerji kaynağı sayesinde enerji ucuzladıkça Dünya barışa daha çok yaklaşacaktır.           Bu nedenlerle son yıllarda güneş enerjisi ile ilgili birçok araştırma yapılmakta, birçok kitap yayınlanmaktadır. Güneş enerjisi açısından en şanslı ülkelerden olan Türkiye’de yeni nesillerin güneşi ve güneş kültürünü yeniden keşfetmeleri ve bu yöndeki araştırmaların yoğunlaşması için bu tür kitap ve yayınlar çok yararlıdır. Bu yönde dikkatimi çeken bir kitap “Güneşin Gizemli Bahçesi” adını taşımaktadır. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim üyelerinden güneş uzmanı Çetin Göksu tarafından yazılan ve 2016 yılında yayınlanan kitap özellikle Anadolu güneş kültürünü öğrenmemiz açısından çok önemlidir. Çetin hoca, Anadolu Güneş Kültürünün binlerce yıllık serüvenini ve güneş enerjisi ile ilgili karmaşık bilimsel konuları akıcı ve rahat anlaşılır tarzda kaleme almıştır. Hem çevreye zarar vermeyen, hem ucuz hem de çok yönlü kullanıma uygun güneş enerjisinin bin yıllık serüvenini çok sade bir dille anlatan, doğa sevgisini aşılayan bu roman türü kitap ve yayınların artması güneş ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ilginin toplumca artmasına yol açacaktır. Güneş enerjisi açısından dünyanın en şanslı ülkelerinden olan ülkemiz ve diğer ülkelerde güneş ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı arttıkça ülkemizin gönencinin, dolayısıyla barış ve huzurunun da artacağı açıktır.   
Ekleme Tarihi: 26 Haziran 2017 - Pazartesi

GÜNEŞİN GİZEMLİ BAHÇESİ

Prof. Dr. Mehmet TOMANBAY

İnsanoğlu dünya üzerindeki şu kısa yaşantısını rahat ve gönenç (refah) içinde yaşamak ister. Gönenç içinde yaşamak ise dünya üzerindeki nimetlerden daha fazla yararlanmakla, her geçen gün daha fazlasını tüketmekle olanaklıdır. Eğer bir insan her geçen gün daha fazla et ve süt tüketebiliyor, daha uzun süre tatil yapabiliyor, daha iyi okullarda eğitim alabiliyor, daha iyi sağlık kuruluşlarında tedavi olabiliyorsa önceki yaşamına göre gönencini artırıyor, daha iyi yaşam koşullarına ulaşıyor demektir. Dünya kurulduğu günden beri de insanoğlunun yaşam mücadelesinin özü gönencini arttırma mücadelesidir.

          Gönencin artabilmesi için ise mal ve hizmet üretebilmek ve her geçen gün de bu üretimi arttırmak gereklidir. Yeterli üretim olmadan gönenç artmaz. Üretim ise zor ve maliyetli bir iştir. Üretim için pek çok hammadde ve girdiye gerek vardır. Girdiler içinde de en gerekli olanı enerjidir. Enerji olmadan fabrikalar ve makineler çalıştırılamaz, ulaşım sağlanamaz, kısacası üretim yapılamaz. Nasıl insanoğlu kan olmadan yaşayamazsa bir ülke ekonomisi de enerji olmadan mal ve hizmet üretemez. Bu nedenle toplumlar üretim yapabilmek için öncelikle yeterli ve ucuz enerjiye sahip olmalıdırlar. Bu noktada karşımıza bir başka önemli sorun çıkar: Üretim için gerekli olan enerjiyi elde edeceğimiz kaynaklar dünya üzerine dengeli dağılmamıştır. Zurnanın zırt dediği yer de burasıdır. Kaynakların dengesiz dağılımı bu kaynaklar üzerinde kontrol sağlama mücadelesine yol açmıştır. Günümüz enerji üretiminin ana kaynağı petrol ve doğalgazdır. Ortadoğu bölgesi de bu kaynakların dünya üzerinde en bol bulunduğu bölgedir. Bu nedenle Ortadoğu’yu kana bulayan bütün çatışmaların altında bu enerji mücadelesi yatar. Ortadoğu’da kontrolü sağlayan ülke ya da ülkeler enerji güvenliklerini, dolayısıyla da toplumlarının gönençlerini büyük ölçüde garantiye almış olmaktadırlar. İşte bu nedenle kavga büyük ve kanlıdır.

          Peki, bu kanlı ve büyük mücadeleyi önlemenin yolu yok mudur? Kuşkusuz her sorunun bir çözümü vardır. Çözüm; petrol ve doğalgaza alternatif yeni enerji kaynakları bularak ülkelerin petrol ve doğalgaz bağımlılıklarını azaltmaktır. Bu yönde de dünya üzerinde gelişen teknolojilerin de yardımıyla günümüzde birçok alternatif enerji kaynağı ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu yeni kaynakların büyük kısmı yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Rüzgar, güneş, jeo-termal gibi kaynaklar günümüzde hızla yaygınlaşmaya başlayan yenilenebilir enerji kaynaklarının en başta gelenleridir. Bu kaynaklardan özellikle güneş enerjisi ise günümüzde hızla gelişen teknolojisi, verimlilik ve üretimiyle Türkiye açısından büyük öneme sahiptir.

          Yeryüzünde yaşamın başlamasıyla birlikte güneş en önemli enerji kaynağı olmuştur. Dünya üzerinde uygarlıklar binlerce yıldır güneşe dayalı olarak kurulmuş, tarımsal faaliyetler güneş enerjisinin azlığı ya da çokluğuna göre belirlenmiş, barınma ve ısınma gereksinimleri hep güneşten yararlanılarak karşılanmıştır. İnsanoğlu binlerce yıllık deneyimi sonucunda güneş enerjisini kullanmayı öğrenmiş ve evrensel bir güneş kültürü oluşturulmuştur. Ancak son yüzyıllarda petrol, kömür gibi fosil yakıtların devreye girmesi, nükleer enerjinin geliştirilmesi gibi nedenlerle binlerce yıllık birikime sahip olan güneş kültürü unutulmuş ve güneşten yeterince yararlanılmamıştır.

          Ancak son on yıllarda fosil yakıtların yarattığı çevre sorunlarının dünyayı tehdit eder düzeye gelmesi, her ülkede yeterince bulunmaması, maliyetli olması ve büyük çatışmalara yol açması gibi nedenlerle yenilenebilir enerji kaynağı olarak güneş yeniden ciddi bir enerji seçeneği olarak gündeme gelmiştir. Güneş enerjisinden yararlanmak için gerekli teknoloji hızla geliştirilmeye ve ekonomik hale getirilmeye çalışılmaktadır. Bugün birçok ülkede güneşe dayalı enerji üretimi hızla artmaktadır. Binlerce yılın Güneş Kültürü yeniden keşfedilmeye başlanmıştır. Güneş ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı teknolojik olarak gelişip ekonomikleştikçe petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtlara bağımlılık azalacaktır. Böylelikle de dünyanın başına musallat olan ve kana bulayan petrolü kontrol etme mücadelesi azalmaya başlayacaktır. Özellikle güneş enerjisini depolama ve kullanıma sunma teknolojisi geliştikçe ve bu sonsuz enerji kaynağı sayesinde enerji ucuzladıkça Dünya barışa daha çok yaklaşacaktır.

          Bu nedenlerle son yıllarda güneş enerjisi ile ilgili birçok araştırma yapılmakta, birçok kitap yayınlanmaktadır. Güneş enerjisi açısından en şanslı ülkelerden olan Türkiye’de yeni nesillerin güneşi ve güneş kültürünü yeniden keşfetmeleri ve bu yöndeki araştırmaların yoğunlaşması için bu tür kitap ve yayınlar çok yararlıdır. Bu yönde dikkatimi çeken bir kitap “Güneşin Gizemli Bahçesi” adını taşımaktadır. Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim üyelerinden güneş uzmanı Çetin Göksu tarafından yazılan ve 2016 yılında yayınlanan kitap özellikle Anadolu güneş kültürünü öğrenmemiz açısından çok önemlidir. Çetin hoca, Anadolu Güneş Kültürünün binlerce yıllık serüvenini ve güneş enerjisi ile ilgili karmaşık bilimsel konuları akıcı ve rahat anlaşılır tarzda kaleme almıştır. Hem çevreye zarar vermeyen, hem ucuz hem de çok yönlü kullanıma uygun güneş enerjisinin bin yıllık serüvenini çok sade bir dille anlatan, doğa sevgisini aşılayan bu roman türü kitap ve yayınların artması güneş ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarına olan ilginin toplumca artmasına yol açacaktır. Güneş enerjisi açısından dünyanın en şanslı ülkelerinden olan ülkemiz ve diğer ülkelerde güneş ve diğer yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı arttıkça ülkemizin gönencinin, dolayısıyla barış ve huzurunun da artacağı açıktır. 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurilkadim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.