TEFENNİ BAŞPINAR'DAN SANATA ADANMIŞ BİR İSİM "HÜSEYİN ÖZDEMİR "

DÜNYA 28.03.2025 - 13:32, Güncelleme: 28.03.2025 - 13:32 6124 kez okundu.
 

TEFENNİ BAŞPINAR'DAN SANATA ADANMIŞ BİR İSİM "HÜSEYİN ÖZDEMİR "

YÖREMİZİN DEGERLI HALK OZANI VE MAHALLİ SANATCISI HÜSEYİN ÖZDEMİR
BİR ŞAİRİN GEZİ YAZILARI (TEFENNİ/BAŞPINAR)   Tefenni Başpınar Köyü’nden Bir Yıldızın Yükselişi: Hüseyin Özdemir'in Sanat Yolculuğu   Tefenni Başpınar Köyü, suların destan yazdığı, namelere döküldüğü, sanatın güneş gibi parladığı mütevazi bir yerdir. İşte o köyden yükselen bir yıldızdan bahsedeceğiz bugün: Hüseyin Özdemir. Bağlama ve cura çalmadaki mahirliği kadar, söz yazarlığı ve yaptığı bestelerle de dikkat çeker. Birçok söz, onun sazında, curanın gizemli tellerinde şekil alarak türkülere dönüşmüştür. Bir gün, benim için yaptığı şiirimin bestesini dinletmek üzere Şahin Ofis Bürosu’na davet etti. Sohbet arasında ona hayat hikâyesini sordum, ve o da başladı anlatmaya…   Bir Çocukluk Hikâyesi ve Sanata Uzanan Yol   Doğup büyüdüğüm köyün adı Başpınar. 1935 yılına kadar adı Bulak idi. Bulak, Türkçede "suların gözü" anlamına gelir. Daha sonra köyün adının Başpınar olarak değiştirilmesi, yine aynı anlamı taşımasından kaynaklanıyor.   1959 yılında Tefenni Başpınar Köyü’nde doğdum. O zamanlar köyde hayat çok sadeydi. Hatta bizim evde pencere bile yoktu. Küçük bir ocaklığımız vardı, akşamları onun ışığında otururduk. Çocukluğumuz köyde geçti. Annemle babam ayrı olduğu için genelde nenemin yanında büyüdüm. Yazları nenem bahçeye göçerdi, amcamın kayınvalidesi de yaylaya giderdi. Biz de amca çocuklarıyla beraber hem kendi nenemizin hem de onların nenesinin yanında büyüdük.   Yayla hayatı bambaşkaydı. Başpınar’ın yaylası adı gibi suyun fışkırdığı bir yerdi. Orada bir su kaynağı vardı, biz ona "Su cıktığı" derdik. Afyonda da bir "Su çıkan" vardı ama bizimki farklıydı. Her yıl Nisan ayının sonlarına doğru, karlar eridiğinde, iki dağın arasından su fışkırırdı.   Hangi dağlar bunlar?   Rahat Dağları olarak bilinen dağlar! İşte benim türkü yazarken ilham aldığım yerler de burasıdır. İlk türküm “Kocapınar Akmıyor”un hikâyesi de bu dağlardan gelen suyla ilgilidir. Çocukluğumda yazları köydeydik. Bahçeler, yaylalar arasında koşturup dururduk. Bazen elimizde bir kuş sapanı olurdu, bazen de Kırkpınar Göleti'nde yüzmeyi öğrenirdik. Bizim, Bu Gölet Karamusa ile Başpınar arasında yer alıyordu. O bölgede Kırkpınar Çayı vardı, o da ileride Dalaman Çayı’na karışırdı.   O zamanlar Koca çayır ve Alak ova diye iki ovamız vardı. Zaman zaman orada güreşler düzenlenirdi. Hatta çocukluğumuzda turnalar inerdi oralara. O günleri anımsadıkça içim hüzünlenir. Bu yüzden “Gitme Turnam” diye bir şiir yazdım, sonra da onun türküsünü yaptım.   Bağlamaya Gönül Veren Bir Hayat   Müzik hayatınız nasıl başladı?   Babamın alacağı yerine aldığımız bağlamayı, merakım sayesinde 15-20 gün içinde çalmaya başladım. İlk öğrendiğim türkü "Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar" oldu. Belki siz bunları hatırlamazsınız ama, ardından "Züleyha", "Karadır Bu Bahtım Kara" derken, bağlamaya olan sevgim iyice pekişti. Arkanızdan gelen bu ise meraklı yetiştirdiğiniz kimse var mı? Şimdiye kadar öğrendiğim bilgileri aktardığım veya yetiştirdiğim bir çırak olmadı. Sadece ufak tefek yol göstermelerim olmuştur. Ancak kişisel hedeflerim doğrultusunda önemli adımlar attım. Mahalli Sanatçılık, TRT Sanatçılığı ve MESAM kaydı süreçlerini tamamladım. Bundan sonraki amacım, eserlerimi tescilleterek adımın gelecek yıllarda da anılmasını sağlamak ve Türk Halk Müziği'nde Teke Yöresi adına iz bırakmak.   Şu an en büyük hedefim Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın mülakatına katılmak. Yılda bir kez yapılan bu sınava hazırlanıyorum ve inşallah başarılı olacağım.   Sanat Yolculuğumda Unutulmaz Anılarınız Oldu mu?   Düğünlerde veya başka ortamlarda müzik yapmadım, çünkü devlet memuru olarak çalışıyordum. Ancak ilginç anılarım daha çok büyük platformlarda yaşandı. TRT Radyoları, Beyaz TV, Ulusal Kanal gibi kanallarda çaldım. Özellikle "Hikayeli Türküler" ve "Anadolu'dan Esintiler" programlarında iki kez yer aldım.   Bu süreçte müzik dünyasının profesyonelleriyle aynı sahneyi paylaşmak benim için büyük bir gururdu. Onların takdirini kazanmak, sanat yolculuğumda motivasyon kaynağım oldu. Rahmetli Ahmet Turgut abim benim mahlasımın bir yönüyle sahibidir. Beni "Kara Oğlan" diye severdi. Esmer olmamdan dolayı bu isim zamanla "Garoğlan" halini aldı.   Başpınar Köyü ve Aşkın Hikâyesi   Köyümüzde birçok hikâye yaşandı ama benim için en özel olanı kendi gönül hikâyemdir. Eğitim aldığım yıllarda bir gönül bağı kurduğum biri vardı. O kişi başka bir ilde okuyordu, ben ise Burdur’da. Ancak yaz aylarında köyde görüşüyorduk. Ona olan duygularım, yazdığım bir türküde hayat buldu:   Koca pınar akmıyor ki, yar yüzüme bakmıyor ki Dokuz dağdan gül kopardım, yârim gibi kokmuyor ki...   Bu dizeler, içimde sakladığım duyguların bir yansımasıydı. Hayatın içinde yollar bazen birleşir, bazen ayrılır ama müzik, her duyguyu sonsuzluğa taşıyan bir köprü gibidir...   Sonuç   Bu yolculuk, sanata adanmış bir ömrün derinliklerinden gelen melodilerle şekillendi. Hüseyin Özdemir'in müziği ve sözleri, sadece Tefenni Başpınar Köyü’ne ait değil, tüm Türkiye'nin kültürel mirasına ışık tutan değerlerdir. Her bir nota, her bir kelime, duyguların en saf hâlini yansıtarak dinleyicisinin ruhunda iz bırakır. Sanat yolculuğunda tüm engellere rağmen hep ilerlemiş ve hala geleceğe umut bırakmıştır. Bu derin yolculuğun bir parçası olmak, bir sanatçının hayatını daha yakından tanımak ise büyük bir şereftir.   Teşekkürler Hüseyin Özdemir, bu eşsiz melodileri bizlerle paylaştığın için.   paylaşımdaki video ile bir müzik ziyaretiyle sizleri baş başa bırakıyorum.   28.03.2025 HÜSEYİN YILDIZ (KALEMŞAH) KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI HALK ŞAİRİ
YÖREMİZİN DEGERLI HALK OZANI VE MAHALLİ SANATCISI HÜSEYİN ÖZDEMİR

BİR ŞAİRİN GEZİ YAZILARI (TEFENNİ/BAŞPINAR)

 

Tefenni Başpınar Köyü’nden Bir Yıldızın Yükselişi: Hüseyin Özdemir'in Sanat Yolculuğu

 

Tefenni Başpınar Köyü, suların destan yazdığı, namelere döküldüğü, sanatın güneş gibi parladığı mütevazi bir yerdir. İşte o köyden yükselen bir yıldızdan bahsedeceğiz bugün: Hüseyin Özdemir. Bağlama ve cura çalmadaki mahirliği kadar, söz yazarlığı ve yaptığı bestelerle de dikkat çeker. Birçok söz, onun sazında, curanın gizemli tellerinde şekil alarak türkülere dönüşmüştür. Bir gün, benim için yaptığı şiirimin bestesini dinletmek üzere Şahin Ofis Bürosu’na davet etti. Sohbet arasında ona hayat hikâyesini sordum, ve o da başladı anlatmaya…

 

Bir Çocukluk Hikâyesi ve Sanata Uzanan Yol

 

Doğup büyüdüğüm köyün adı Başpınar. 1935 yılına kadar adı Bulak idi. Bulak, Türkçede "suların gözü" anlamına gelir. Daha sonra köyün adının Başpınar olarak değiştirilmesi, yine aynı anlamı taşımasından kaynaklanıyor.

 

1959 yılında Tefenni Başpınar Köyü’nde doğdum. O zamanlar köyde hayat çok sadeydi. Hatta bizim evde pencere bile yoktu. Küçük bir ocaklığımız vardı, akşamları onun ışığında otururduk. Çocukluğumuz köyde geçti. Annemle babam ayrı olduğu için genelde nenemin yanında büyüdüm. Yazları nenem bahçeye göçerdi, amcamın kayınvalidesi de yaylaya giderdi. Biz de amca çocuklarıyla beraber hem kendi nenemizin hem de onların nenesinin yanında büyüdük.

 

Yayla hayatı bambaşkaydı. Başpınar’ın yaylası adı gibi suyun fışkırdığı bir yerdi. Orada bir su kaynağı vardı, biz ona "Su cıktığı" derdik. Afyonda da bir "Su çıkan" vardı ama bizimki farklıydı. Her yıl Nisan ayının sonlarına doğru, karlar eridiğinde, iki dağın arasından su fışkırırdı.

 

Hangi dağlar bunlar?

 

Rahat Dağları olarak bilinen dağlar!

İşte benim türkü yazarken ilham aldığım yerler de burasıdır. İlk türküm “Kocapınar Akmıyor”un hikâyesi de bu dağlardan gelen suyla ilgilidir.

Çocukluğumda yazları köydeydik. Bahçeler, yaylalar arasında koşturup dururduk. Bazen elimizde bir kuş sapanı olurdu, bazen de Kırkpınar Göleti'nde yüzmeyi öğrenirdik. Bizim, Bu Gölet Karamusa ile Başpınar arasında yer alıyordu. O bölgede Kırkpınar Çayı vardı, o da ileride Dalaman Çayı’na karışırdı.

 

O zamanlar Koca çayır ve Alak ova diye iki ovamız vardı. Zaman zaman orada güreşler düzenlenirdi. Hatta çocukluğumuzda turnalar inerdi oralara. O günleri anımsadıkça içim hüzünlenir. Bu yüzden “Gitme Turnam” diye bir şiir yazdım, sonra da onun türküsünü yaptım.

 

Bağlamaya Gönül Veren Bir Hayat

 

Müzik hayatınız nasıl başladı?

 

Babamın alacağı yerine aldığımız bağlamayı, merakım sayesinde 15-20 gün içinde çalmaya başladım. İlk öğrendiğim türkü "Fırat Kenarında Yüzen Kayıklar" oldu. Belki siz bunları hatırlamazsınız ama, ardından "Züleyha", "Karadır Bu Bahtım Kara" derken, bağlamaya olan sevgim iyice pekişti.

Arkanızdan gelen bu ise meraklı yetiştirdiğiniz kimse var mı?

Şimdiye kadar öğrendiğim bilgileri aktardığım veya yetiştirdiğim bir çırak olmadı. Sadece ufak tefek yol göstermelerim olmuştur. Ancak kişisel hedeflerim doğrultusunda önemli adımlar attım. Mahalli Sanatçılık, TRT Sanatçılığı ve MESAM kaydı süreçlerini tamamladım. Bundan sonraki amacım, eserlerimi tescilleterek adımın gelecek yıllarda da anılmasını sağlamak ve Türk Halk Müziği'nde Teke Yöresi adına iz bırakmak.

 

Şu an en büyük hedefim Türkiye Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın mülakatına katılmak. Yılda bir kez yapılan bu sınava hazırlanıyorum ve inşallah başarılı olacağım.

 

Sanat Yolculuğumda Unutulmaz Anılarınız Oldu mu?

 

Düğünlerde veya başka ortamlarda müzik yapmadım, çünkü devlet memuru olarak çalışıyordum. Ancak ilginç anılarım daha çok büyük platformlarda yaşandı. TRT Radyoları, Beyaz TV, Ulusal Kanal gibi kanallarda çaldım. Özellikle "Hikayeli Türküler" ve "Anadolu'dan Esintiler" programlarında iki kez yer aldım.

 

Bu süreçte müzik dünyasının profesyonelleriyle aynı sahneyi paylaşmak benim için büyük bir gururdu. Onların takdirini kazanmak, sanat yolculuğumda motivasyon kaynağım oldu. Rahmetli Ahmet Turgut abim benim mahlasımın bir yönüyle sahibidir. Beni "Kara Oğlan" diye severdi. Esmer olmamdan dolayı bu isim zamanla "Garoğlan" halini aldı.

 

Başpınar Köyü ve Aşkın Hikâyesi

 

Köyümüzde birçok hikâye yaşandı ama benim için en özel olanı kendi gönül hikâyemdir. Eğitim aldığım yıllarda bir gönül bağı kurduğum biri vardı. O kişi başka bir ilde okuyordu, ben ise Burdur’da. Ancak yaz aylarında köyde görüşüyorduk. Ona olan duygularım, yazdığım bir türküde hayat buldu:

 

Koca pınar akmıyor ki, yar yüzüme bakmıyor ki

Dokuz dağdan gül kopardım, yârim gibi kokmuyor ki...

 

Bu dizeler, içimde sakladığım duyguların bir yansımasıydı. Hayatın içinde yollar bazen birleşir, bazen ayrılır ama müzik, her duyguyu sonsuzluğa taşıyan bir köprü gibidir...

 

Sonuç

 

Bu yolculuk, sanata adanmış bir ömrün derinliklerinden gelen melodilerle şekillendi. Hüseyin Özdemir'in müziği ve sözleri, sadece Tefenni Başpınar Köyü’ne ait değil, tüm Türkiye'nin kültürel mirasına ışık tutan değerlerdir. Her bir nota, her bir kelime, duyguların en saf hâlini yansıtarak dinleyicisinin ruhunda iz bırakır. Sanat yolculuğunda tüm engellere rağmen hep ilerlemiş ve hala geleceğe umut bırakmıştır. Bu derin yolculuğun bir parçası olmak, bir sanatçının hayatını daha yakından tanımak ise büyük bir şereftir.

 

Teşekkürler Hüseyin Özdemir, bu eşsiz melodileri bizlerle paylaştığın için.

 

paylaşımdaki video ile bir müzik ziyaretiyle sizleri baş başa bırakıyorum.

 

28.03.2025

HÜSEYİN YILDIZ (KALEMŞAH)

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI HALK ŞAİRİ

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurilkadim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.