CAN’DAN BAKIŞ  Yazan: Ahmet CAN
Köşe Yazarı
CAN’DAN BAKIŞ Yazan: Ahmet CAN
 

ÜLKE MESELELERİNDE DERİNLİK VE STRATEJİK BAKIŞ

Sevgili okuyucularım, “Candan Bakış” köşemin bu ikinci döneminde; yaklaşık 150 yıllık bir perspektifle yazılarıma başlamak istiyorum. Son yüzelli yıldır başkalarının, yani emperyalist dünyanın, özellikle bizim mahvımıza işleyen stratejik süreçlerinde, biz sadece ‘Çelik çomak’ oynadık... Ve strateji nedir bilmedik. Hala da bilmiyoruz; strateji ve stratejik düşünceden, stratejik kavrayıştan, stratejik taktik kavramlarından, stratejik plan süreçlerinden, stratejik sabır ve stratejik şuurdan çok uzağız. Dolayısıyla; Osmanlı’dan sonra da Türkiye’nin, emperyal devletlerin nihai stratejik plan ve hedeflerinin muhatabı olduğunu ve olmaya devam ettiğini bilemedik. Stratejilerin odak noktası olduğumuzu göremedik. Tabii ki; bunun doğal neticesi olarak da, stratejik planlar yapamadık. Ve netice olarak, yaklaşık 150 yıldır, Batılılaşma sarhoşluğu içinde kendimizi kaybedişimizi, stratejik yenilgilerimiz ve geri dönüşü zor kayıplarımızı göremedik; görmeye kalkıştığımız her seferinde gözlerimize adeta mil çekildi. SONUÇLARIN KAYNAĞI Eğer stratejik plan fikrimiz ve planlarımız olsaydı: Millet ve Devletimizin varlık ve beka temellerini teşkil eden; en başta (gerçekten milli) eğitim (örgün ve yaygın), milli kültür, üretim ekonomisi sistematiği içerisinde tarım ve hayvancılık, arge-icat-teknoloji-patent-marka-ihracat esaslı sanayi, dostları artıran ve güven veren ve düşmanların stratejik planlarını boşa çıkartan dış politika, teknolojisinden yazılımına milli olan silah sanayisi gibi konular, bugün sorun ve gündem konusu olmaktan çıkardı. Bunlar, gündem konusu olduğu içindir ki; entelektüelimizin (münevverimizin-düşünürümüzün) gündeminde, bağımsızlık konusu ve tereddütleri yer almaktadır. Osmanlı’nın son yüzyılından bu yana, hem toprak ve hem de medeniyet bazında yenilgilerin ardı arkası kesilmedi… Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, Osmanlı’nın yetiştirdiği son büyük adamlar idi. Onların, İstiklal Harbi muzafferiyeti; asıl stratejik zaferlere kapı aralamıştı. Ancak Cumhuriyet dönemi entelektüeli, yine Batının “Şark Meselesi” vb. plan ve projeleriyle, kendini inkar süreçlerine girdi. Özellikle, yabancı okulları ve yurtdışı eğitimlerle, Cumhuriyet aydınının kavramları ve düşünce sistematiği bozuldu. Kendi kültür ve medeniyet çizgisinden ayrılan aydınımız, kimliksiz ve kişiliksiz şekilde ortalıkta kaldı. Düşüncesine temel olacak arayışlar içine giren Türk düşünürlerinin; özellikle “Yabancı okullar” marifetiyle, kimi İngiliz eğitimi, kimi Fransız hürriyetçiliği, kimi Rus Bolşevizm’i, kimi Amerikan burjuvazisi, kimi Alman disiplin ve teknolojisi hayranı oldu. Her biri, Batı Medeniyetinin farklı bir merkezine bağlandı ve adeta, yabancılaşma yarışı ve kendini inkar süreçlerine girdi. Kendi içinde de ayrışma ve rekabete giren bu fraksiyonlar, kendilerine birer yabancı prototip ve idoller buldu. Kimi liberalist-kapitalist, kimi marksist-kominist, kimi ırkçı-faşist oldu. Oysa tüm bu farklı görünüşlü kültür ekollerinin tamamı, materyalist doktrin ve ideolojinin birer farklı türevleridir. Birbirine çok zıt ve rakipmiş gibi görünen bu ekol ve mensupları; Mustafa Kemal Atatürk’ün çok derin, çok ileri ve çok stratejik bir görüşle kapattığı, mason localarının (ekserisi itibariyle) birer üyesiydi ve bu karanlık mahfillerde buluşmaktan rahatsız olmuyorlardı. Ve aynı zamanda; dünyanın adeta derin devleti olan Siyonist ağının bir tür hizmetkarı olduklarını da ne yazık ki, bilmiyorlardı!..
Ekleme Tarihi: 21 Aralık 2021 - Salı

ÜLKE MESELELERİNDE DERİNLİK VE STRATEJİK BAKIŞ

Sevgili okuyucularım, “Candan Bakış” köşemin bu ikinci döneminde; yaklaşık 150 yıllık bir perspektifle yazılarıma başlamak istiyorum.

Son yüzelli yıldır başkalarının, yani emperyalist dünyanın, özellikle bizim mahvımıza işleyen stratejik süreçlerinde, biz sadece ‘Çelik çomak’ oynadık... Ve strateji nedir bilmedik. Hala da bilmiyoruz; strateji ve stratejik düşünceden, stratejik kavrayıştan, stratejik taktik kavramlarından, stratejik plan süreçlerinden, stratejik sabır ve stratejik şuurdan çok uzağız.

Dolayısıyla; Osmanlı’dan sonra da Türkiye’nin, emperyal devletlerin nihai stratejik plan ve hedeflerinin muhatabı olduğunu ve olmaya devam ettiğini bilemedik. Stratejilerin odak noktası olduğumuzu göremedik. Tabii ki; bunun doğal neticesi olarak da, stratejik planlar yapamadık. Ve netice olarak, yaklaşık 150 yıldır, Batılılaşma sarhoşluğu içinde kendimizi kaybedişimizi, stratejik yenilgilerimiz ve geri dönüşü zor kayıplarımızı göremedik; görmeye kalkıştığımız her seferinde gözlerimize adeta mil çekildi.

SONUÇLARIN KAYNAĞI

Eğer stratejik plan fikrimiz ve planlarımız olsaydı: Millet ve Devletimizin varlık ve beka temellerini teşkil eden; en başta (gerçekten milli) eğitim (örgün ve yaygın), milli kültür, üretim ekonomisi sistematiği içerisinde tarım ve hayvancılık, arge-icat-teknoloji-patent-marka-ihracat esaslı sanayi, dostları artıran ve güven veren ve düşmanların stratejik planlarını boşa çıkartan dış politika, teknolojisinden yazılımına milli olan silah sanayisi gibi konular, bugün sorun ve gündem konusu olmaktan çıkardı. Bunlar, gündem konusu olduğu içindir ki; entelektüelimizin (münevverimizin-düşünürümüzün) gündeminde, bağımsızlık konusu ve tereddütleri yer almaktadır.

Osmanlı’nın son yüzyılından bu yana, hem toprak ve hem de medeniyet bazında yenilgilerin ardı arkası kesilmedi…

Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları, Osmanlı’nın yetiştirdiği son büyük adamlar idi. Onların, İstiklal Harbi muzafferiyeti; asıl stratejik zaferlere kapı aralamıştı. Ancak Cumhuriyet dönemi entelektüeli, yine Batının “Şark Meselesi” vb. plan ve projeleriyle, kendini inkar süreçlerine girdi. Özellikle, yabancı okulları ve yurtdışı eğitimlerle, Cumhuriyet aydınının kavramları ve düşünce sistematiği bozuldu. Kendi kültür ve medeniyet çizgisinden ayrılan aydınımız, kimliksiz ve kişiliksiz şekilde ortalıkta kaldı.

Düşüncesine temel olacak arayışlar içine giren Türk düşünürlerinin; özellikle “Yabancı okullar” marifetiyle, kimi İngiliz eğitimi, kimi Fransız hürriyetçiliği, kimi Rus Bolşevizm’i, kimi Amerikan burjuvazisi, kimi Alman disiplin ve teknolojisi hayranı oldu. Her biri, Batı Medeniyetinin farklı bir merkezine bağlandı ve adeta, yabancılaşma yarışı ve kendini inkar süreçlerine girdi. Kendi içinde de ayrışma ve rekabete giren bu fraksiyonlar, kendilerine birer yabancı prototip ve idoller buldu. Kimi liberalist-kapitalist, kimi marksist-kominist, kimi ırkçı-faşist oldu.

Oysa tüm bu farklı görünüşlü kültür ekollerinin tamamı, materyalist doktrin ve ideolojinin birer farklı türevleridir. Birbirine çok zıt ve rakipmiş gibi görünen bu ekol ve mensupları; Mustafa Kemal Atatürk’ün çok derin, çok ileri ve çok stratejik bir görüşle kapattığı, mason localarının (ekserisi itibariyle) birer üyesiydi ve bu karanlık mahfillerde buluşmaktan rahatsız olmuyorlardı. Ve aynı zamanda; dünyanın adeta derin devleti olan Siyonist ağının bir tür hizmetkarı olduklarını da ne yazık ki, bilmiyorlardı!..

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve burdurilkadim.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.